Kadınların Bitmeyen Mücadelesi

Kadın örgütleri yıl biterken Türkiye’de işlenen kadın cinayetleri ve faili meçhul kadın cinayetleri verilerini paylaştı. 2021 yılı kadınlar açısından diğer yıllara oranla tarihe not düşülecek bir yıl oldu.

Bu Gönderiyi Paylaş

Dünyanın birçok ülkesinden önce 1934 yılında, seçme ve seçilme hakkını elde eden Türkiye’de, 2021 yılında feshedilen İstanbul Sözleşmesi, kadın hakları konusu, son yıllarda artan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet konusunu konuşmak için Kocaeli Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Aysun Kılınç ve komisyon üyesi Avukat Nuriye Yılmaz ile buluştuk.

  

Avukat Aysun Kılınç öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması ile ilgili neler düşündüğünü sorduğumda “İstanbul Sözleşmesi yaşatır.” diyerek sözlerine başladı. Aysun Kılınç: "İstanbul Sözleşmesi şu an mevcut iktidarın iktidar olduğu yıllarda bizzat kendileri tarafından yapıldı. Altında da dönemin başbakanı bugün cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası bulunmaktadır. En çok takdir ettiğim eylemlerinden birisiydi. Hazırlayanlar tarafından kaldırılmış olması biraz ilginç oldu. İstanbul Sözleşmesi siyaset üstü bir sözleşmedir. Bizim önayak olduğumuz ve gurur duyduğumuz bir sözleşmeydi. Bugün yine birçok ülkede uygulanan ve kadınları koruyan bir sözleşmedir. İstanbul Sözleşmesi’nin politikaya kurban gittiğini düşünüyorum. Dileğim bu hatadan çabucak dönülmesi yönündedir. Benim kanaatim halen daha yürürlükte olduğu yönündedir çünkü sözleşmeyi kaldırma yetkisi meclisindir. Tekrar ifade edeyim kadın sorunu partiler üstü bir konudur. Çünkü şiddet; siyasi parti, yaşam tarzı, din, dil, ırk tanımıyor. İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkmanın esaslı bir nedeni olmasa gerek diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

 

Kadın örgütlerinin paylaşmış olduğu verilere göre 25 Kasım 2020 tarihinden 25 Kasım 2021 tarihine kadar 285 kadın cinayeti, 193 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti ve ayrıca 711 kadına yönelik şiddet ihbarı alındı. Avukat Aysun Kılınç bu konuyla ilgili bu yıl da ellerinden geleni yaptıklarını ifade ediyor: "Geçmiş yıllara bakarsak en korkunç rakamların olduğu yıl 2019’dur. Gayret ve çabalar sonucunda artık kadınlar her yerde korkmadan sesini yükselttiği için, daha görünür bir mücadele başladığı için bir parça daha azalmış görünüyor. Kocaeli’nde de bu yıl 8 kadın ölümü var. Biz Kocaeli Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak bu olaylarla ilgili yasal süreçleri, yargılama süreçlerini takip etmeye çalışıyoruz. Fakat hukukta 'müdahil olma' dediğimiz bir sistem var. Suçtan zarar gören ya da yakınları dava sürecine dahil oluyorlar, beğenmedikleri ya da istemedikleri bir karar veya uygulama olursa bunları üst mahkemelere taşıma hakkı kazanıyor. Bu süreçte suçtan zarar gören ya da yakınları şahit dinletebiliyor ya da söz hakları oluyor. Buna hukukta ‘davaya katılma’ deniyor. Biz bunu talep ediyoruz fakat suçtan zarar gören biz olmadığımız için katılma hakkı elde edemiyoruz. Bunu her platformda dile getiriyoruz ve bu konuda bir yasal düzenleme yapılmasını istiyoruz. Tabii biz Kadın Hakları Merkezi olarak kadınlar şiddete uğradıktan sonra onların haklarını korumak için bir mücadelemiz var ama öncelikle şiddeti önlemek ve bilinçlendirmek için eğitim çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Özellikle KOMEK ve İZMEK'lerde kadınlara ulaşmaya çalıştık. Şimdi erkeklere de ulaşmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki günlerde KOVID-19 salgınının biraz daha azaldığını görürsek yüz yüze eğitim çalışmaları yapmak istiyoruz. Bu çalışmalarla ilgili valilikle görüşmelerimiz devam ediyor. Eğer valilikten izni alabilirsek bu eğitim çalışmalarını okullarda, iş yerlerinde, fabrikalarda gerçekleştireceğiz. Şüpheli ölümlerle ilgili de savcılık nezdinde olayların takipçisiyiz."


 “Kadınları şiddetten korumak devletin görevidir”

Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin nasıl önlenebileceğini değerlendiren Avukat Aysun Kılınç: "İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlükte olduğu ilan edilmelidir." ifadelerini kullandı ve sözlerine şu şekilde devam etti: "Dünyanın her yerinde insanların, insan olarak da kadınların canı, malı, ırzı devletin güvencesi altındadır. O halde kadınları şiddetten korumak da devletin görevidir. Devletin de bu konuda planları, çalışmaları elbette var. Kocaeli’nde bu sene il eylem planı hazırlandı. Biz de aktif olarak buna katılıyoruz. Yine Adalet Bakanlığı’nın da başlatmış olduğu ‘Mağdur Hakları Çalışması’ var aynı şekilde bu çalışmaya da aktif olarak katılıyoruz. Fakat özellikle kurumlar arasında bu konuyla ilgili bir eşgüdüm gerekiyor. Örneğin tahliye olmuş birisi şiddet yüzünden hüküm giymişse, şiddet mağduruna bunun anında bildirilmesi gerekiyor. Bunun için gereken önlemlerin alınması gerekiyor. Önlenmesi meselesine gelecek olursak bütün dünyada bir şiddet söz konusu. Bu ancak bilinçle, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleriyle, en az üç nesil şiddetsiz bir toplum yetiştirmek ile mümkün olabilir. Biz tabii ki bugün bu şiddetin azalması için var gücümüzle çalışıyoruz. Koordine olmamız lazım, herkesin işin bir yerinden tutması lazım. Biz Kocaeli Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak bu konuda üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye gayret ediyoruz."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bugün 103 kadın milletvekili bulunuyor. Bu da mevcuda göre %17,3 oranındadır. Kadın milletvekilleri bu konuyla ilgili neler yapmaları gerektiğini değerlendiren Kılınç; “Siyasal görüş ayrılıkları bir kenara bırakılmalıdır” ifadelerini kullanarak açıklamasına şöyle devam etti: “Aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde böyle bir çalışma oluşturulmuştu fakat pek aktif değil. Biz öncelikle bu çalışma grubunun aktif olmasını arzu ediyoruz. Siyaset üstü bir konu olan kadına yönelik şiddet konusunda kendi aralarındaki siyasal görüş ayrılıklarını bir kenara bırakıp, bu meselede ortak bir tutum sergilemelerini bekliyoruz. Önceden kurulmuş bütün grupların, kurulların, komisyonların bugün aktif bir şekilde çalışmasını temenni ediyoruz. Ben kadın vekillerin bu konuda birlik mesajı vermelerini çok istiyorum. Buna çok ihtiyacımız var. Çünkü biz kadınların hiçbir parti ayrımı olmaksızın siyasete etkin katılımını savunuyoruz. Ne zaman ki nüfusumuzla orantılı olarak yönetimde de yer alacağız ancak o zaman eşitliği sağlayabiliriz.”

 

“Bu mülkiyet ilişkisi nasıl kuruluyor?”

 Avukat Kılınç toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle ilgili “Kanun önünde hepimiz eşitiz. Ama toplum öyle görmüyor. İşte biz buna toplumsal cinsiyet eşitsizliği diyoruz.” ifadelerini kullandı ve konuşmasına şöyle devam etti: “Yani ‘eşinden dayak yedi’ diye bir haber okuduğunda kimse şiddet görenin bir erkek olduğunu düşünmüyor çünkü genellikle öyle olmuyor. Erkeklik ideolojisinin bizde bir yaşam tarzı hali haline gelmesinin çok etkisi var. ‘Ya benimsin, ya toprağın’ diyor. Nereden buluyor bu hakkı? Sen bir erkeği reddediyorsun veya bir dönem bir şeyler yaşadın, birlikteydin ama artık sevmiyorsun, istemiyorsun diye ölmen mi gerekiyor? Bu mülkiyet ilişkisi nasıl kuruluyor? ‘Bu evden beyaz gelinlikle çıktın bu eve bir daha ancak kefeninle dönersin’ diyor babalar. Şiddet görenler ‘ben kendim seçtim o halde buna katlanmalıyım’ diyor. Sanki eşini seçmek insanın en doğal hakkı değilmiş gibi. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ailede başlıyor ve bu öğrenilmiş kazanımla devam ediyor. Adamın birisi kalktı sırf kendinden daha zayıf diye, güçsüz diye, kendisine direnemez diye samuray kılıcıyla sokak ortasında bir kadını katletti. Bunu hak gördü. Belki onun kadın olması onu çok etkilemiyordu ama fiziksel olarak kendinden daha güçsüz olması onda bir erkeklik üstünlüğü hissettirdi. Bunların her birinden kurtulmak ancak zamanla, kadınların siyasete aktif katılımı ile, kadınların etkin istihdamının sağlanması ile ve her alanda ayrımcılık önlendiği takdirde, eşitsizliğin ortadan kalkması ile mümkün olabilir. Mesela bize ‘avukat bey’ diyor bazıları, kadın olabileceğimiz akıllarına bile gelmiyor. Kadının cinsiyetinden önce kişi olarak kabul edildiği gün şiddet olgusu da düzelecektir diye düşünüyorum. Herkesin dediği gibi eğitimle düzelir demek istiyorum ama eğitimliler de yapıyor. Bir nebze olsun daha az belki ama eğitimliler yapmıyor diyemeyiz. Öncelikle medyanın, televizyondaki dizilerin topyekûn ortak bir dil geliştirmesi gerekiyor. Erkeklerin bu eril dili bitmeli. Kadınların çektiği acılar bitmeli. ‘Biz de Erkek Hakları Merkezi kuracağız’ bitmeli. ‘Şiddet yalnızca burada değil her yerde var, kadınlara yönelince ne oluyor?’ sözü bitmeli. Kadına yalnızca anne olduğundan, eş olduğundan kıymet yükleyen eril dil bitmeli."

  

“Türkiye’de şiddet gören kadınların yalnızca %10’u adalete yansıyor”

 Aysun Kılınç adalete yansıyan davalarla ilgili “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde kadınlarla buluştuğumuzda bir kadın hakimimiz Türkiye’de şiddet gören kadınların yalnızca %10’unun adalete yansıdığını söyledi. Bu yüzden çocuklarımız yetişirken öncelikle aile içinde psikolojik destek şart. Çünkü şiddet çok ciddi. Hafif başlıyor, ölüme kadar gidebilecek şekilde yürüyor. Herkesin en ufak şiddeti ciddiye alması lazım.” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti: “Kadın çoğu yerde ev içi kölesi gibi bir şey. Ben mesela bazı kadınlar hapishaneye düştüğü zaman hayatlarında çok bir şey değişmediğini düşünüyorum. Çünkü birisi dışarıda hapsolmuş, birisi cezaevinde. Başında birisi olmadan çarşıya, markete, herhangi bir yere gidemeyen bir sürü kadın bugün hala var. Bu kadınlara uzatılabilecek yardım elinde sizin gibi basın mensuplarına, gazetecilere çok iş düşüyor. Televizyonda, medyada daha yeni yeni kadın hakları anlatılmaya başlandı. Biraz çarpıtma var ama en azından artık ufak tefek biraz bilgi veriyorlar. Bir kadın saldırıya uğradığı zaman en azından polisi arayacak bir plan yapmasını bekliyoruz. Bir telefona erişim, kendi yapamıyorsa başka birinin ihbarı ile mümkün olabilir.”


Kadın Hakları Merkezi Komisyon Üyesi Av. Nuriye Yılmaz’da bu konuyla ilgili genel olarak toplumsal bilinçlenme gerektiğine vurgu yaptı. Nuriye Yılmaz: “Duygusal şiddete maruz kalmış, ev içinde şiddeti bizzat görmüş kadın, babam da anneme şiddet uyguluyordu, kocam da bana uygulayabilir bu çok normal bir şey gibi görüyor. Zaten kadın evden çıkıp gitmeyi düşünmüyor. Ne zaman düşünüyor? O bardak dolup taştıktan sonra, ya kendi canı için ya da çocukların canı için endişelenmeye başladığı zaman kadın yol aramaya başlıyor. O ana kadar belki de hiçbir çözüm aramıyor. Normal bir şey, hayatın içinde olabilecek bir şey gibi görüyor. Ya da en kötüsü kendini çocukları için feda ediyor. Zaten şiddet tek başına olmuyor duygusal şiddetle birlikte de geliyor.” ifadelerini kullandı.


Kocaeli Barosu Kadın Hakları Komisyon Başkanı Avukat Aysun Kılınç da yine kadınların maruz kaldığı psikolojik şiddetin getirdiği sonuçlara şu sözleriyle dikkat çekti: “Kadın şiddet görüyor ama şuna inandırılıyor; ‘benim yüzümden oldu, ben yol açtım, ben keşke o kıyafeti giymeseydim, keşke bilmem kim hanımla görüşmeseydim, keşke kayınvalidem bana böyle söylediğinde ben sussaydım, geç geldiğinde neredeydin diye sormasaydım.’ Erkekler arasında da bir yanlış anlaşılma var. Bir hediye aldı diye affedildiğini sanıyor. Yanlış inanışlar çok fazla. Kadın defansa geçerek canını kurtarıyor, yaşadıklarını sineye çekerse düzelecek sanıyor. Bir yere kadar. Kadınların bu şiddet karşısında güçlü durabilmesi şart. Bu elbette en başta ailede başlar. Babalar, anneler bu eve kefeninle dönersin demez de kızım bu kapı sana her zaman açık derse belki bir şeyler çözülebilir. Özene bezene yetiştirdikleri kızlarının bu kadar acı çekmesine göz yummazlar ise işte o zaman bunlardan kurtuluruz.”

 

“Yöneticiler samimi değiller”

Avukat Aysun Kılınç kadınlar ile ilgili iş istihdamı konusu için şu ifadeleri kullandı: “Dünyada kadınların %70’i yoksul. Toplam işin yarısından fazlasını kadınlar yapmasına rağmen toplam mülkün %1’ine sahipler.” Kılınç sözlerine şöyle devam etti: “Ben aynı zamanda tarih öğretmeni olduğum için şöyle anlatayım; özel mülkiyet çıkmış erkeğin elinde toplanmış, erk çıkmış, devlet doğmuş yönetim erkeğin elinde. Tabii ki bu binlerce yıl böyle devam etmiş. Bu pozitif ayrımcılığı da desteklemek gerekiyor. Bu antidemokratik bir şey değil, şart olan bir şey. Bu binlerce yılın açığını nasıl kapatacak bu kadınlar? Kadınların eşitlik ile mücadelesi 19. yüzyılda başlıyor daha çok. İki yüzyılda elbet ilerleme kaydedildi fakat Türkiye geriliyor. Kadınlara seçme seçilme hakkı verilmesine ilişkin o zamanlar dünya sıralamasında en başlarda yer alırken şu an kadın parlamenterler sıralamasında 126. sıradayız. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi ülkeler bizden çok üstte. Kadın sorunu bir bütün, bunu kadının siyasetteki yerinden ayıramazsın. Bütüncül bakmak lazım, kadınların mücadelesinde birlik olmamız lazım. Kocaeli Kadın Hakları Merkezi olarak olaya sadece kadına şiddet olayından bakmıyoruz. Programlar, etkinlikler yaptığımız zaman daha çok bu istihdam sorunu üzerinde duruyoruz. İş verenler, yöneticiler samimi olmalı. Çünkü yöneticiler bana kalırsa toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda samimi değiller. Kazanılmış haklarımızı geri götürmek için biraz utangaç, sinsi ama çok etkili bir mücadele yürütüyorlar, hepsi bu. Biz tüm bunların karşısında ancak kadınlar olarak örgütlenir isek durabiliriz.”

 

Kılınç, kadına şiddetin medyada yansıtılması ile ilgili olarak çok fazla antipropaganda söz konusu olduğunu ifade etti ve şöyle söyledi: “Yıllar önce bana bir hakim “Siz de şiddet diye bağırdıkça erkekleri çıldırtıyorsunuz” demişti. Böyle bir algı var. Bugün elde edilen verilere baktığımızda İzmir taraflarında, Ege Bölgesi’nde kadınlar daha fazla şiddete uğruyor gibi gözüküyor. Bu tamamen oradaki insanların şiddeti bildirebiliyor olmasından kaynaklı. Peki bildiremeyenler? Mesela örnek vereyim; ben öğretmenlik yaptığım dönemlerde bir kadın öğretmen arkadaşımız vardı. Kendisi öğretmen, eşi doktordu. Her gün bedeninin farklı bir yerinde morlukla gelirdi okula. Her sorduğumuzda kapı çarpardı, merdivenden düşerdi, duvara toslardı. Biz sormaya devam edince en sonunda bir gün “Anlıyorsunuz ısrarla neyi soruyorsunuz, sormayın artık” dedi. Ama hiçbir gün şikayet etmedi ve kayıtlara geçmedi.”

 

“Acılar satıyor”

Aysun Kılınç kadına şiddetin medyaya yansıması ile ilgili olarak şu ifadeleri kullandı: “Çok güzel bir roman vardı “Atları da Vururlar” isimli. 1929 ekonomik bunalımını anlatır. Dünya alt üst olmuş, insanlar çok yoksullaşmış. O dönemdeki dans maratonlarını anlatır. Neden insanlar ceplerindeki son parayla bu maratonu izlemeye gider? Çünkü dans ettikçe perişan olan insanları görürler. Kendilerinden daha zor durumdaki insanları görmek isteyip kendi acılarını unuturlar. Bu satıyor. Acılar satışı yüksek olan metalardır. Hal böyle olunca işin üreticisi de işin bilinçlendirme boyutu yerine acındırmayı tercih ediyor. Bugün ekranlarda kadınları aciz, zavallı, çaresiz gösteren medya programlarına yer verilmezse belki bir şeylerin düzelmesinin önü açılabilir. İş bilinçlendirme boyutunda yapıldığı takdirde, şiddet medyada gerçekliğiyle duyurulduğu zamanlar bize bile baskı oluşturuyor ki konuyla ilgilenme fırsatımız daha büyük oluyor. O yüzden elbette medyanın katkısını kimse küçümseyemez. Ama temennimiz yapılan haberin ya da programın biraz daha az satmasını göze alarak dramatiklik yerine gerçeklik tercih edilmesi yönünde.”


“Evde hep kızımdan su istemiştim”

Komisyon üyesi Nuriye Yılmaz eşitliğin ailede başlaması gerektiği konusuna dikkat çekmek için kendi hayatından örnek vererek şu ifadeleri kullandı: “Yaklaşık 7-8 yıldır Kocaeli Kadın Hakları Merkezi’nde aktif çalışıyorum. Son yıllarda daha da aktif olarak çalıştığımız için insanlara verdiğimiz eğitim seminerlerinde sürekli insanlara haklarını anlatırken ilginç bir şey fark ettim. Benim bir kızım, bir de oğlum var. Evde suyu hep kızımdan istemişim. Bilinçaltımıza istemeden o kadar işlemiş ki bazı şeyler. İşte bunları fark edip bunları değiştirmek gerekiyor. Çocuklarımdan ikisinin de eşit bireyler olduğunu, ikisinin de aynı şartlara sahip olduğunu önce benim, bizim benimsememiz gerekiyor ki buna göre çocuklar yetiştireceğiz."

Yılmaz sözlerini şu şekilde sonlandırdı: "Kanun önünde insanların eşit olduklarını söylüyoruz evet ama bunu en başından biz evlatlarımıza kazandırmalıyız ki yetişkin bireyler oldukları zaman bunun bilincinde olsunlar. Bizler önce kendi hatalarımızın farkına varır buna göre hareket edersek bir şeyleri değiştirmeye başlayabiliriz.”



Galeri